ÇİN EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER

     
     
 

"Şimdi fakir olan Çin on yıl önce daha da fakirdi" ifadesi, ülkenin 1990'ların başındaki ekonomik durumunu yansıtmaktaydı. Şüphesiz ki, Çin halen gelişmekte olan ülke konumundadır. Ancak, ülkenin büyük dönüşümünü yakından izleyenler yukarıdaki ifadenin 15-20 yıllık bir süre sonunda şu şekilde değiştiğine tanık olunca şaşırmayacaklardır: "Şimdi zengin olan Çin on yıl sonra daha da zengin olacaktır."

1950'li yıllarda ağır sanayiye dayanan Sovyet sanayileşme modelini deneyen Çin, bu modelin başarısızlığını gördükten sonra 1978-79 yıllarında Deng Xiaoping'in önderliğinde liberalleşeme politikalarını yürürlüğe koymuştur. Kamu iktisadi teşebbüsleri piyasa dinamiklerine duyarlı hale getirilmeye çalışılmış, küçük ölçekli özel teşebbüslerin kurulmasına ve yabancı firmalarla joint venture oluşturmalarına izin verilmiştir. Uygulanan politikalar kısa sürede sonuç vermeye başlamış ve sahil boyunca ihracata dayalı özel teşebbüs işletme sayısı artmış, joint venture oluşturmak üzere hızlı bir dış sermaye girişi başlamıştır.

1990'lardan itibaren, dünyayı ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel ve dinsel açıdan etkisi altına alan küreselleşme akımından Çin'in uzak durması imkansızdır. Çin'in dünya ile entegrasyonu artık soru işareti olmaktan çıkmıştır. Artık, sorun nasıl entegre olunacağı ile ilgilidir. Küreselleşme, yüksek verimlilik oranı ve yüksek hayat standardı gibi imkanlar sunacak olmakla birlikte, Çin'i dalgalı ve dış etkilere açık bir piyasa gibi ülkenin pek alışık olmadığı sorunlarla da karşı karşıya bırakacaktır. Çin küreselleşmenin fırsat olduğunun farkında olmakla birlikte getirebileceği maliyetleri de hesaba katmaktadır.

1997 yılında bölgede yaşanan ekonomik kriz, zamanında uygulamaya konan esnek para ve maliye politikaları, güçlü dış rezervler, liberal sermaye hareketleri politikası ve finansal reformlar sayesinde zararsız olarak atlatılmıştır.

1990-2000 yılları arasında yıllık ortalama nüfus artış hızı yüzde 1,07 olarak gerçekleşmiş ve Çin'in nüfusu 2000 yılı itibariyle 1,3 milyar kişiye ulaşmıştır. Nüfusun yaklaşık yüzde 91,59'u Han soyuna, yüzde 2'si Türk soyuna mensupken, diğerleri azınlık milliyetlere mensuptur. Son on yılda nüfus biraz yaşlanmış ve 0-14 yaş grubu nüfus oranı 4,8 puan azalırken, 65 yaş üstü grubu 1,39 puan artmıştır. Şehirli nüfus oranı son on yılda 9,86 puan artarak, yüzde 36,09'a yükselmiştir.

TABLO 1: GSYİH BÜYÜME ORANLARI (%)

 

 

1980-90

1990-99

1995

1996

1997

1998

1999

2000

2001*

Çin

10,1

10,7

10,5

9,6

8,8

7,8

7,1

8,0

7,0

ABD

3,6

3,3

2,7

3,6

4,4

4,4

4,2

5,0

1,5

Japonya

4,0

1,3

1,5

5,1

1,6

-2,5

0,8

1,7

0,6

Almanya

2,2

1,3

1,7

0,8

1,5

2,2

1,6

3,0

1,9

Dünya

3,4

2,5

2,7

4,1

4,1

2,6

3,5

4,8

3,2

Kaynak: Dünya Bankası, IMF.   *Tahmin


 

1980 yılından bu yana Çin ekonomisinin yıllık büyüme hızı ortalama yüzde 10'u geçmiştir. 1996-2000 yıllarında uygulamaya konan 9. Beş Yıllık Plan döneminde yıllık ortalama yüzde 8'in üzerinde büyüme kaydedilmiştir. Ancak, ekonomik ve sosyal iyileşmelerden her eyalet aynı oranda yararlanamamıştır.

2000 yılındaki büyüme oranı da yüzde 8 oranında gerçekleşmiş ve GSYİH cari fiyatlarla 1,08 trilyon dolara ulaşmıştır. Satın alma gücü paritesi esas alındığında ise 5 trilyon dolara yaklaşan GSYİH değeri ile Çin ABD'den sonra ikinci sırada yer almaktadır.

Ekonomik reform programını uygulamaya koyduğu 1978 yılından beri Çin'in kişi başına düşen GSYİH'sı reel olarak yıllık ortalama yüzde 8,25 artış göstermiş ve sosyal göstergelerde önemli iyileşmeler kaydedilmiştir. Cari fiyatlarla kişi başına düşen GSYİH 840 dolar seviyesindedir.

TABLO 2: TÜKETİCİ FİYATLARI DEĞİŞİM ORANLARI (%)

 

 

1990

1991

1992

1993

1994

1995

1996

1997

1998

1999

2000

Çin

3,1

3,5

6,3

14,6

24,2

16,9

8,3

2,8

-0,8

-1,4

0,4

Dünya

29,2

18,0

18,1

19,6

23,6

14,7

8,5

6,0

5,8

5,2

4,2

Kaynak: IMF, Pekin Ticaret Müşavirliği.    *Mayıs

Uygulanan genişletici politikalar sayesinde deflasyonist koşullar ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. 2000 yılında tüketici fiyatları önceki iki yıldaki düşüş eğiliminden sıyrılarak yüzde 0,4 oranında artmıştır.

Sanayi sektöründe kamu teşebbüslerinin yeniden yapılandırılması konusundaki çalışmalar 2000 yılında da devam etmiştir. 1997 yılından beri sorunlu durumda olan 6.599 büyük ve orta ölçekli teşebbüsün 2000 yılı sonu itibariyle yüzde 70'i yeniden organize edilerek veya birleştirilerek karlı işletmeler haline getirilmiştir. Sanayi sektörünün büyüme hızı yüzde 9,9 oranında gerçekleşmiştir. Sanayi üretimi içinde ileri teknoloji ürünlerinin büyüme hızı (yüzde 26,3) dikkat çekici boyutlardadır.

Turizm ulaşım ve haberleşme sektörleri de hızlı büyümesini devam ettirmiştir. Posta ve telekomünikasyon katma değeri yüzde 9,4 oranında artış kaydetmiştir. Mobil telefon kullanıcı sayısı 2000 yılında 41,97 milyon kişi aratarak 85,26 milyon kişiye ulaşmıştır. Bu sayı 2001 Mart sonu itibariyle 100 milyon kişiye ulaşmış ve ABD'den (116 milyon kişi) sonra ikinciliğe yükselmiştir. 2000 yılında Çin'i ziyaret eden turist sayısı yüzde 20,5 artarak, 10,16 milyon kişi olarak gerçekleşmiştir. Bu sayıya 70 milyon civarındaki Hong Kong ve Tayvanlı turistler dahil değildir.

2000 yılında dış ticaret hacmi 249,2 milyar doları ihracat olmak üzere toplam 474,3 milyar dolara ulaşmıştır. Çin dünyanın en çok ihracat yapan yedinci, en çok ithalat yapan sekizinci ülkesi konumundadır. İhracatın 116,5 milyar dolarlık kısmı kamu teşebbüsleri tarafından 119,4 milyar dolarlık kısmı yabancı yatırım ortaklıkları tarafından gerçekleştirilmiştir.

2000 yılında uluslararası rezervler 10,9 milyar dolar artarak 165,6 milyar dolara ulaşmıştır.

 

TABLO 3: DOĞRUDAN YABANCI SERMAYE YATIRIMLARI (Milyar $)
 

 

 

1995

1996

1997

1998

1999

Çin

35,8

40,2

44,2

43,8

38,8

Dünya

320,4

366,7

455,0

659,1

884,5

Kaynak: Dünya Bankası.

Çin yabancılar tarafından son yıllarda doğrudan yatırım açısından en çok ilgi gösterilen gelişmekte olan ülke konumundadır. Ülkenin yüksek büyüme hızı, dünya ekonomisi ile bütünleşme kararlılığı, bir milyarın üzerindeki tüketici topluluğu, gerçekleştirilen ve gerçekleştirilmesi beklenen reformlar yatırımcıların ilgisini çekmektedir. Sermayenin getiri oranının beklenen karla doğrudan ilgili olduğu düşünüldüğünde, mevcut büyüme hızı devam ettiği sürece, gelir düzeyi hızla artan halkın tüketim talebi yatırımcılar açısından oldukça karlı bekleyişler yaratmayı sürdürecektir.

Dünya toplam doğrudan yatırımlarından 1988-93 döneminde yıllık ortalama yüzde 4,7 pay alan Çin, bu payını 1995 yılında yüzde 11,2'ye kadar çıkarmıştır. Sonraki yıllarda ise ABD'nin payındaki artışlarla birlikte, Arjantin ve Brezilya gibi gelişmekte olan ülkelerin de yabancı yatırımlar açısından cazip hale gelmesi sonucu Çin'in payı 1999 yılında yüzde 4,4'e kadar gerilemiştir. 2000 yılında ülkeye giren doğrudan yabancı yatırım 40,7 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.

Çin Hükümeti, 2001-2005 dönemini kapsayacak 10. Beş Yıllık Plan döneminde de yüksek büyüme oranını korumak için temel ekonomik ve sosyal politikalar ile temel yapısal uyum politikalarını aynen sürdürmeyi kararlaştırmıştır. GSYİH'sını 2010 yılında bugünkü değerin iki katına çıkarmayı amaçlayan Çin, 2001-2005 döneminde yıllık ortalama yüzde 7 oranında büyümeyi hedeflemektedir.

2001 yılında dünya ekonomisinin büyüme oranında beklenen düşüş Çin'in özellikle ihracatını olumsuz yönde etkileyecek olmakla birlikte, bu ülkenin oldukça geniş bir yurtiçi piyasaya sahip olması, açık ekonomi politikası ile kamu teşebbüslerinin ve finansal kesimin reformunda atılan önemli adımlar sayesinde artacak olan verimlilik ve etkinlik, doğrudan yabancı sermaye girişi gibi olumlu gelişmeler sonucu olumsuzlukların bertaraf edileceği ve hedeflenen büyüme oranının yakalanacağı tahmin edilmektedir.

2001 yılında, Çin Merkez Bankasının öncelikleri yeterli parasal büyümeyi sağlamak, para biriminin değerini korumak, KOBİ niteliğindeki işletmelere yönelik finansal hizmetleri geliştirmek, para ve sermaye piyasalarının teşvik edilmesi yönünde ilave girişimlerde bulunmak, banka kredi gözetimini güçlendirmeye devam etmek şeklinde sıralanmıştır.

2001 yılında ekonominin yüzde 7 büyümesi beklenmektedir. Birinci çeyrek itibariyle büyüme oranı yüzde 8,1 olarak gerçekleşmiştir. Tarım üretimi yüzde 3, hizmetler üretimi yüzde 7,4 oranında artarken, sanayi üretiminin artış oranı yüzde 9,5 seviyesinde olmuştur.

2001 yılı Mayıs ayında endüstriyel katma değer geçen yılın aynı ayına oranla yüzde 10,2 artış göstermiş ve artış hızı 1,3 puan azalmıştır. Kamu sektöründe ve yabancı sermayeli işletmelerde üretim artışı yavaşlamıştır. Nisan ayında, 40 endüstriyel sektör arasında en hızlı


 

büyüyen sektörler; elektrik makineleri, elektronik ve komünikasyon cihazları, metalürji, tekstil, ulaştırma ekipmanları ve enerji olmuştur.

2001 yılının ilk beş ayında gerçekleşen yabancı sermaye yatırımları 15 milyar dolar olmuş ve geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18 oranında artış göstermiştir. Aynı dönem içerisinde 9.421 yabancı sermayeli firma kuruluşu onaylanmış olup, bu rakam 2000 yılının aynı dönemine oranla yüzde 22 daha fazladır.

2001 yılı Mayıs ayında yatırımlar hızlanarak artmaya devam etmiş ve geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 20,3 oranında artış göstermiştir. Yatırımlardaki artış, batı Çin'de devam eden altyapı yatırımları ve 2001 yılı itibariyle başlanan yeni projelerden kaynaklanmaktadır.

2001 yılı Mayıs ayında tüketici fiyat endeksi, Nisan ayına oranla yüzde 0,5 oranında düşmüştür. Endeksi etkileyen başlıca kalem, taze sebze fiyatlarındaki düşüş olmuştur.

TABLO 4: DIŞ TİCARET (Milyar $)

 

 

1990

1991

1992

1993

1994

1995

1996

1997

1998

1999

2000

2001*

İhracat

62,1

71,9

84,9

91,0

121,0

148,8

151,2

182,9

183,6

195,2

249,2

102,5

İthalat

53,3

63,8

80,6

103,1

115,7

129,1

138,9

142,2

140,3

165,8

225,1

95,2

Kaynak: IMF, Pekin Ticaret Müşavirliği.        *Ocak-Mayıs

Dünya ekonomisindeki yavaşlama eğilimine karşın, Çin'in dış ticaret hacmi artmaya devam etmektedir. 2001 yılının Ocak-Mayıs ayları arasında gerçekleşen ithalat ve ihracat toplamı 197,7 milyar dolar seviyesinde olup, bu değer geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13,5'lik artışa tekabül etmektedir. İhracat ilk 5 ayda yüzde 11 artarak 102,5 milyar dolar olmuş ve Nisan 2001'de gerçekleşen yüzde 13,2 oranındaki artışı yakalayamamıştır. Bu azalmanın başlıca nedeni olarak pazarlardaki talebin daralması gösterilmektedir.

Çin özel sektörü son yıllardaki büyümesiyle dikkat çekerken, işletme finansmanı büyük ölçüde iç finansman yöntemiyle yapılmaktadır. Özel işletme kaynaklarının yüzde 90'ı işletme sahipleri tarafından sağlanmaktadır. Özel sektörün GSYİH içindeki payı yüzde 30'lara kadar yükselmişken, 1999 yılı sonu itibariyle özel işletmelere verilen kredilerin banka kredileri içindeki oranı sadece yüzde 1 düzeyinde kalmıştır.

Özel işletmelerin mali piyasalardan kaynak elde etme zorluğu çekmelerinin birçok nedeni vardır. Gerçekleştirilen mali reformlara rağmen, yerel hükümetlerin sağladığı açık ya da gizli garantiler nedeniyle banka kaynaklarının büyük bölümü devlet teşebbüslerine gitmektedir. Bankalar, devletin sağladığı garanti dolaysıyla kamu işletmelerinin ödeme güçlüğüne düşmesinin mümkün olmayacağı düşüncesiyle kaynaklarını özel işletmeler yerine kamu işletmeleri lehine kullandırmaktadırlar. Kaynakların özel sektöre akıtılması için özel başka saiklerin olması gerekmektedir. Bu saiklerden biri yüksek kar olabilir, ancak ekonomide kamu işletmelerinin egemenliği nedeniyle özel sektörün rekabet imkanlarının kısıtlı olması, yüksek oranlı kar sağlamayı imkansız hale getirmektedir. Ayrıca, bankalar faiz oranlarını serbestçe belirleme hakkına sahip değildir. KOBİ niteliğindeki işletmelere verilen kredi faizleri, cari faizlerin en çok yüzde 30'u oranında yüksek olabilir. Yani yüksek faiz ödeyerek borçlanma imkanı da sınırlanmıştır. Kredi için başvurulan projelerin yetersizliği, muhasebe sisteminin yetersizliği, bilgi eksikliği gibi faktörler de özel işletmelerin kredi kullanma zorluğu çekmelerinin nedenleri arasındadır.

Mali sektör reformu, gerçekleştirilmesi gereken yapısal reformların başında gelmektedir. Özel sektörün mali piyasalardan borçlanmasının önündeki engellerin kaldırılması gerekmektedir. Büyük kamu bankalarının egemenliğinden kurtulmuş, verimlilik ve kar esasına dayalı, güçlü ve şeffaf bir bankacılık sistemi oluşturulmalıdır. Bankalara faiz ve komisyon konusunda esneklik sağlanmalıdır. Faktoring ve leasing gibi alternatif mali araçlar güçlendirmelidir. Muhasebe sistemi çağdaş bir yapıya kavuşturulmalıdır. Özel işletmelerin hisselerinin hisse senedi piyasalarında işlem görmesi kolaylaştırılmalıdır. Sağlanacak bu kolaylık, finansman ihtiyacının bir kısmına cevap verecektir.

Ekonomiyi daha fazla dışa açma girişimleri yurtiçi sanayinin verimlilik ve etkinliğini artıracak ve zaten diğer gelişmiş ülkelere göre oldukça yüksek olan doğrudan yabancı yatırımların girişine hız katacaktır. Ancak, özellikle kısa vadede işsizlik ve gelir dağılımında bozukluk gibi yan etkilerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Ayrıca, uzun vadede avantaj sağlaması beklenmekle birlikte, yoğun rekabet kısa vadede baskı yaratacaktır. Çin yerli sanayini ve bankacılık ve telekomünikasyon gibi hizmetler sektörünü küresel rekabete hazırlama konusunda hızlı davranmalıdır. Bu aşamada, sosyal güvenlik sisteminin kurulması, bankacılık sisteminin ve faizlerin liberalleştirilmesi gerekmektedir.

Kamu işletmelerinde Komünist Parti üyelerinin önemli bir ağırlığı bulunmaktadır. Bu ağırlık, bazen parti üyelerinin işletme yönetiminde olması şeklinde, bazen de nüfuzlarını kullanarak işletmeleri istedikleri doğrultuda hareket etmeye zorlama şeklinde olmaktadır. İkinci durum özellikle banka kredilerinin belli işletmelere yönlendirilmesi konusunda daha da belirginlik kazanmaktadır. Bu süreçte rüşvet iddialarının da önüne geçmek mümkün olamamaktadır. Yeni kurallar çerçevesinde yetkisi daralacak olan bürokratlar ve parti yöneticilerinin reformlara direnç gösterebileceği gerçeği gözden uzak tutulmamalıdır.

Çiftçi gelirlerindeki artışın yavaşlaması, kamu teşebbüslerinin piyasa düzenine tam olarak uyum gösterememesi, yeniden yapılandırma çerçevesinde kamu teşebbüslerinden çıkarılan işçiler nedeniyle oluşan işsizlik baskısı, üretim kalitesinin düşüklüğü, kırsal nüfus oranının yüksekliği Çin'i bekleyen temel ekonomik ve sosyal sorunlardır.

Çin şimdi önemli bir dönemeçten geçmektedir. Küresel ekonomiyle bütünleşme sürecinde DTÖ'ye üyelik görüşmeleri sona yaklaşmıştır. Yapılan tahminlerde, Kasım ayında Daho'da yapılacak DTÖ Bakanlar Toplantısında üyeliğin onaylanabileceği ve 2002 yılı başı itibariye tavizlere ilişkin takvimin fiilen başlatılabileceği ifade edilmektedir. Bu aşamada, dünya piyasalarına uyum konusunda reformların hızlanarak devam etmesi gerekmektedir. DTÖ'ye üyelik sonrası birçok kanunun değişmesi ve yeniden hazırlanması gerekmektedir.

DTÖ'ye üyelik birçok sanayi dalında önemli avantajlar sağlayacaktır. Emek yoğun bir yapıya sahip olan Çin sanayinin halihazırda düşük işçilik maliyeti ile üretim yapması geçiş aşamasında rekabetin baskısını bir ölçüde hafifletecektir. Özellikle, 2005 yılından itibaren kota kısıtlamaları sona erecek olan tekstil ticaretinde Çin önemli bir üstünlüğe sahip olacaktır.

Uluslararası politika alanında Çin'in önündeki en büyük sorun Tayvan ile olan ihtilafları ve ABD ile zaman zaman gerginleşen siyasi ilişkileridir. Tayvan'ın bağımsızlığını kabul etmeyip ülkenin bir eyaleti olduğunu iddia eden Çin yönetimi uluslararası alanda güçlüklerle karşılaşmaktadır. 2001 yılı başlarında patlak veren casus uçak krizi ve ABD'nin Tayvan'a silah satışı gibi nedenlerle gerginleşen ilişkilere rağmen, ABD ile Çin arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler olumlu yönde gelişmeye devam etmektedir.

Çin ile Japonya arasında bazı ürünlerin karşılıklı ithalatına getirilen kısıtlamalar ile başlayan gerginlik tırmanmıştır. 2001 yılı başında Çin'in Japonya'da üretilen Mitsibushi marka araçların bazı modellerinin fren sistemlerinde tespit edilen hatalar nedeni ile ithalatına yasak koymasının ardından, Çin'in ihraç ettiği pırasa, mantar ve hasırotuna karşı Japon hükümeti tarafından üreticilere zarar verdiği gerekçesi ile 2001 Nisan ayı içerisinde getirilen kısıtlamalar ile devam eden zincire, Çin tarafından Japonya'dan ihraç edilen bazı ürünlerin ambalajlanmasında kullanılan ahşap malzemelerin zararlı böcekler tespit edildiği gerekçesi ile geri çevrilmeye başlanması eklenmiştir. Buna karşın Japonya'nın kümes hayvanları ve etleri ithalatına yasak getirmesi, ticari ilişkileri daha da gerginleştirmiştir. Bu gelişmelerin son noktası, Çin'in Japonya'dan yaptığı otomotiv, cep telefonu ve klima ithalatına 22 Haziran itibariyle yüzde 100 oranında özel vergi getirmesi olmuştur.

Reformlar başarıyla sürdürüldüğü ölçüde bir taraftan Çin halkının refahı artarken, diğer taraftan ülkenin uluslararası toplumla bütünleşmesi sağlanabilecektir. Böylece, Çin dünya için bir tehdit olmaktan ziyade, ekonomik ve sosyal yapısıyla tüm dünyanın tamamlayıcı bir unsuru haline gelecektir. Diğer ülkelerle olan ticari ve siyasi krizlerin aşılması bu bütünleşme sürecinin başarıyla tamamlanmasına bağlıdır.

ÇİN'İN DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ'NE ÜYELİĞİ VE KÜRESEL ETKİLERİ

Çin, 15 yıllık yorucu müzakerelerden sonra, 11 Aralık 2001 tarihinde Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)'nün 143. üyesi olmuştur. DTÖ üyeliği, dinamik Çin ekonomisinin dönüşümünde çok önemli bir adımdır. Çin gibi büyük bir ekonominin dışa açılmasının kısa dönemde bazı gelişmekte olan ülkeler üzerinde olumsuz etkiler yaratacağı, fakat uzun dönemde bu dışa açıklığın sadece Çin'e değil onun ticaret ortaklarına da fayda sağlayacağı beklenmektedir.

Çin, ekonomisini 1970'li yılların sonlarından itibaren dışa açmaya başlamıştır. Tayvan'ın IMF ve Dünya Bankası üyeliğini onaylayan Çin, 1980'lerin başında uluslar arası ilişkilerdeki yalnızlığına son vermek amacıyla girişimlerde bulunmaya başlamış ve 1950 yılında üyeliğinden çekildiği GATT'a, 1986 yılında akit taraf statüsünü devam ettirebilmek için başvuruda bulunmuştur.

1980 ve 90'lardaki hızlı ekonomik büyümesini devam ettirebilmek için daha fazla reform yapmaya ve ticari çıkarlarını korumaya ihtiyaç duyan Çin, bunun önündeki ülke içinden kaynaklanan engelleri ortadan kaldırmak için dış teşvike ihtiyacı olduğunun farkına varmış ve DTÖ'ye katılma konusundaki isteğini artırmıştır.

Çin, merkezi planlı bir ekonomiden piyasa ekonomisine geçerken, ticaret planlarını kaldırmış, ticaretin devlet eliyle yürütülmesinden uzaklaşmış, tarifeleri azaltmış, 1994 yılında ikili döviz kurunu birleştirmiş ve 1996 yılında da cari hesap işlemleri üzerindeki kambiyo kontrollerini kaldırmıştır. Diğer reformlarla birlikte bu önlemler, Çin'in dış ticaretinin ve Çin'e yönelik doğrudan yabancı yatırımların hızla artmasına neden olmuştur.


 

Çin'in ihracatı 1978'de 10 milyar dolardan 2001 yılında 266 milyar dolara yükselmiş ve 1970'lerin sonlarında en çok ticaret yapan 30. ülke konumundan 6. ülke konumuna gelmiştir. 1995-2001 yılları arasında dünya ihracatındaki payı %2,9'dan %3,9'a yükselmiştir. Reformların başlangıcında %10 olan dış ticaretin GSYİH'ya oranı 1990'ların sonunda yaklaşık %40'a ulaşmıştır. Çin'e yönelik toplam doğrudan yabancı yatırımlar ise 2001 yılında 47 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.

TÜRKİYE-ÇHC EKONOMİK İLİŞKİLERİ

Türkiye, ÇHC'nin DTÖ'ne üyeliği sürecinde, bu ülke ile pazara giriş ikili müzakerelerini ilk tamamlayan ülkeler arasında bulunmaktadır. ÇHC'nin DTÖ'ne üyeliği, Türkiye'nin ekonomisi ve dış ticareti üzerinde olumlu ve olumsuz etkiler yapabilecektir. Söz konusu etkilerin sağlıklı olarak değerlendirilebilmesi için henüz zamana ihtiyaç bulunmakla beraber, ülkemiz açısından en büyük sorunun tekstil ürünleri piyasasında yaşanması beklenmektedir. DTÖ Tekstil ve Konfeksiyon Anlaşması kapsamında 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren bütün tekstil kotalarının kalkmasıyla, ülkemizin en büyük pazarları olan AB ve ABD piyasalarında güçlü Çin rekabeti ile karşılaşılması söz konusu olacaktır. Özellikle düşük oranlı katma değer içeren ve uluslararası planda marka haline gelememiş olan tekstil ürünlerimizin ÇHC rekabeti karşısında şansı bulunmamaktadır. Ayrıca, AB ile Gümrük Birliğimiz çerçevesinde, AB ile birlikte ÇHC'ne karşı uyguladığımız gümrük tarifeleri indirilecek ve ulusal pazarımız ÇHC ürünlerine daha fazla açılacaktır. Buna mukabil, ÇHC pazarına girişimiz de, ÇHC'nin DTÖ üyeliği öncesine nazaran daha uygun şartlarda gerçekleşecektir.

Mevcut durumda, tekstil başta olmak üzere, emek yoğun sektörlerde, ÇHC ile daha yakın işbirliği yapılabileceği akla gelmektedir. Nitekim, tekstil alanında bu ülke ile ortak iş yapan birçok Türk firması bulunmaktadır. Ayrıca ÇHC'nde özellikle yatırım yapmak suretiyle faaliyette bulunan Türk firmaları; elektronik, bilişim, otomotiv, yapı malzemeleri, beyaz eşya, camdan mamul ürünler ve gıda maddeleri alanlarında yoğunlaşmışlardır. Öte yandan, ÇHC finans sektörünün dışa açılması ile bu ülkede Türk finans sektörü için cazip imkanlar doğabileceği düşünülmektedir. ÇHC'nin kamu altyapı yatırımlarının genel olarak yoğunluğu ve 2008 Pekin Olimpiyatları kapsamında gerçekleştirilecek projeler dikkate alınarak, bu ülkede uluslararası deneyimi olan Türk müteahhitlik firmalarının projeler üstlenebilecekleri değerlendirilmektedir.

Öte yandan, Türk firmalarının sermaye bakımından Batılı rakiplerine ve el emeği bakımından yerel firmalara nazaran daha az avantajlı konumları, ayrıca ÇHC'ndeki mevcut bürokratik yapıdan kaynaklanabilecek güçlükler, bu ülke ile ikili ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesinde önemli sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, ÇHC tüketicisi, diğer gelişmekte olan ülke tüketicilerine göre, satın aldığı ürün ve hizmetin fiyat ve kalitesi bakımlarından çok daha talepkâr ve seçici davranmaktadır. Bu bakımdan, Çin pazarına uzun vadeli bakılması, sabırlı davranılması ve sermaye veya el emeği açısından yerli ve yabancı ortaklıklara açık hareket edilmesi gerekmektedir.

ÇHC'nin DTÖ üyeliği, bu ülkenin DTÖ'nün uluslararası ticaret kurallarına kısa vadede tam manasıyla uyum sağlayabileceği şeklinde değerlendirilmemelidir. Kapsamlı DTÖ mevzuatının uygulanması, ÇHC'nin büyük devlet yapısını yeni şartlara uydurması ve eğitmesiyle mümkün olabilecektir. Söz konusu uyumun ise zamanla gerçekleşebileceği değerlendirilmektedir. Pazar ve dış ticaret potansiyeli itibariyle, ülkemiz açısından fırsat ve riskleri beraberinde getiren ÇHC'ne bu bakımdan da uzun vadeli yaklaşılması gerekmektedir.