HAKİKATİN ÖZGÜRLÜĞÜ, ÖZGÜRLÜĞÜN HAKİKATİ / Abdulkerim SURUÇ

 
     
 


Felsefe yapma iddiasında olan ve hikmeti iktidara satan yazarlardan biri yıllar önce Keyhan gazetesinde, gazete yönetiminin hararetli tasvibine mazhar olan bir makale yazmıştı. Diyordu ki, “Herkesin doğruyu söyleme özgürlüğü vardır.” Görünüşte özgürlük yanlısı bu söz, aslında tüm özgürlükçülerin ağzını kapatıyor ve onları silahsızlandırıyordu. Anlaşılan sözün hilesi, Keyhan yöneticilerinin pek bir işine gelmiş ve beğenilerine hitap etmişti.

Evet herkesin doğruyu söyleme özgürlüğü vardır. Allah’a şükür ki en azından bu kadarını kabul ediyorlar ve hakikati öldürüp soluğunu kesmeyi istemiyorlar. Fakat işin püf noktası, hakikatin ne olduğu, nerede ve kimin elinde bulunduğudur. Hakikat eğer aşikar olsaydı bu kadar dinî ve felsefî çekişme yaşanmazdı. Yetmiş iki millet arasında savaşlar patlak vermez, “Kafirler ve Müslümanlar çatışmazlardı” “Herkes kendi zannınca onun yardımına” koşmazdı. Maksatları şundan başka bir şey değil: “doğru”, elimizde bulunan şeydir ve herkes bizim sözümüzü söyleme özgürlüğüne sahiptir. Bunun dışında bir şey söylerse özgürlüğü kullanmaya layık değildir. Evet, o iddia sahibinin kastettiği tam da bu. Ona övgüler düzenler de cümleye sinmiş katil zehri çok iyi anlamışlardı ve bunu bilerek o lafı pek bir beğenmişlerdi. Bu aldatıcı söze muhalefet edecek hiçbir özgürlük karşıtı bulamazsınız.
 

Doğruyu söylemeniz ve araştırmanız için size izin ve özgürlük veriyor, ama doğrunun kriterini kendisi belirliyor. Özgürlük dairesinin çapını, “kendi bulduğu doğru”nun pergeliyle takdir ediyor. Bu özgürlük kandırmacasını bir yana bırakalım ve özgürlüğün vefalı bir resmini yapalım. Pekala, “Herkesin doğruyu araştırma özgürlüğü vardır.” desek nasıl olur? Bu, çok daha yerinde ve işe yarar bir sözdür. Doğrunun peşine düşmek, doğrunun açık olmadığı varsayımının öncülüdür. Bu, ne büyük ve görkemli bir itiraftır! Ve ne hikmetli ve Sokratvari bir alçakgönüllülük dalgalanır onda.

 

Evet, kastettiğimiz, doğruyu aramada özgür olmaktır. Doğruyu açıklamanın sırası daha sonra gelir. Bu iş için ikiden fazla yol yoktur: biri taklit, diğeri ise tahkiktir. Kimileri kendi tahminleriyle doğruyu amaçlar, ama tüm doğruları sadece bir kaynaktan bekler. Bunun taklitten başka anlamı yoktur ve aklını satılığa çıkarmaya eşdeğerdir. Bunun peşinden gitmek; özgürlüğünü bir başkasına devretmek ve araştırma zahmetine uzak durmaktır. Bunlar ne şekil bakımından, ne maddi olarak, ne görünüş itibariyle ne de gerçek anlamda özgürlüğü istiyor değillerdir ve hançerelerinden özgürlük nidası yükselmez. Bu sınıf insanlar kendilerini hiç tanımazlar. Fakat taklitten kurtulup doğrunun peşine düşmek, özgürlüğü tüm yönleriyle işin eksenine oturtur. Doğruyu arayan bir araştırmacıya; doğruyu gerçekten isteyen bir yürek ve iş görecek bir yöntem ve cömert bir özgürlükten başka ne lazımdır ki? İlk ikisi özgürlük olmadan hiçbir işe yaramaz ve o olmadan doğrunun saf incisi gerçeklik denizinden avlanamaz. Önyargısız bir zihin, bembeyaz bir kağıt, metodoloji de kalem gibidir. Özgür bir idrak bulunmazsa bu sayfa aynen öyle beyaz kalır.

 

Şu halde özgürlük ve doğru birlikte hareket ederler, birbirlerini çağrıştırırlar, gece ve gündüz gibi birbirlerini izlerler. Eskilerin söylediği “Doğru bizi özgürleştirir.”, yanlış bir söz değildir, ama eksiktir. Bu eksiği tamamlamak için “özgürlük de bizi doğruya ulaştırır” cümlesini eklemek gerekir.Eğer “Herkesin doğruyu söyleme özgürlüğü vardır.” yerli yerinde bir sözse ve eğer doğru, özgürlüğün rahminde büyüyorsa şu halde mantıken ve öncelikli olarak şöyle dememiz de doğru olmalıdır: “Herkesin hata etme özgürlüğü de vardır.” Araştırma denen şeyde düşe kalka yürümek, eksiklik ve mükemmelik, düzlükler ve çukurlar, yorgunluk ve sevinç, kıldan daha ince binlerce nokta vardır. Ve hiçbir yaratılmış hatadan korunmuş değildir. Öyleyse doğruya talip olmaya izin ve ruhsat vermek, hata etmeye de izin ve ruhsat vermek demektir. Doğrunun sırat köprüsünde işlenen hatalar, o kadar önemlidir ki, doğrular ve hezimetler zaferler kadar değerlidir. Bu yolda kâr ve zararın rolü birdir. Tam burada Hâfız’la aynı sesi yükseltmeye cüret edip “Ki günahkârların büyüklüğünü hak ederler” diyebiliriz. Günah işlemek ve hata etmek istemeyenler, doğrunun ve erdemin büyüklüğüne ulaşamazlar. Mevlana’nın ifadesiyle:

 

Camdan canıyla korkak tüccar

Talebinde ne kâr görür, ne ziyan

Hatta ziyan görür ki mahrumdur ve hakir

Nûru doyasıya içti ki kahreden bir yalaz olsun

 

Üniversitenin ardından gidiyorum evet, ama üniversite doğrunun yurdu ve kasası olduğu için değil. Üniversitenin hakikatin mescidi ve mabedi olduğunu söylemiyorum. Bunlardan hiçbir değildir ve olmamalıdır. Bilim ne hazine sahibi ister, ne de ibadet ehli. Üniversite, doğruyu araştırmanın ocağıdır. Böyle olduğu için ve doğruyu arama, özgürlükle zorunluluk ilişkisine sahip bulunduğundan bir yerde yapısı ve doğası itibariyle özgürlüğü hak ediyorsa orası işte üniversitedir. Akademik özgürlüğün bundan başka bir anlamı da yoktur. Eğer özgürlüğü üniversitenin doğruyu arayan mensuplarının elinden alırlarsa onu bilimin kurbangâhına bedel vermişler demektir. Özgürlük karşıtlarını açıkça doğru karşıtları olarak isimlendirmek gerekir. Çünkü özgürlük doğrunun güzergahıdır. Özgürlüğün yolunu kapamak, doğrunun soluğunu kesmektir.

 

Üniversite mensupları, hata etme ihtimali nedeniyle özgürce, doğruyu arayarak ve bilinçli biçimde dini, felsefi ve siyasi tartışma yapmazlarsa; düşe kalka da olsa mükemmellik yolunu kat etmezler, hatalarından ders almazlar ve hata yapmaya cüret etmezlerse nasıl bilmeye cesaret gösterebilir ve bilmeye fırsat bulabilirler? İnsanı bundan daha fazla gülümseten şey, birilerinin şu anda medreseden üniversiteye gelip keşfedilmiş. İspatlanmış ve başka bir yerde depolanmış doğruları üniversiteliler için armağan olarak getirmesi ve onlardan teslimiyet ve itaat beklemesidir! Üniversiteliler bu itaat ve teslimiyet harmanını soru yıldırımıyla yakmalı ve zeka dolu bir cesaretle doğrunun borcundan vazgeçmelidir.

 

Şu kafesi al çünkü bu tek nefes bakidir bize

Sinemizi yakan yakîn kafi, çünkü zannımın hapsindeyim

 

Üniversitelilerin bilgi aşığı ve doğru düşkünü tarzının şiarı hep şöyle olacaktır:

Bilme cüretini sahip ol

Özgürlük bizi doğruya ulaştırır

Özgürlük karşıtlığı, aynen doğru karşıtlığıdır

Eleştirmek, anlamanın en iyi yoludur.

 

Vesselam.