DİL NEDİR - 2 / Gökhan Evliyaoğlu

   
     
 

DİL NASIL DOĞDU VE NASIL GELİŞTİ?

İlkel insan, başlangıçta herhalde hayvanlar arasındaki bildirişim biçimlerine uygun bir dil kullanıyordu. Bu sebeple insan dilinin farklılıklarını, özelliklerini iyi anlayabilmek için hayvanlar arası bildirişim sistemini kavramakta yarar vardır. Hayvan psikofizyolojistleri bütün sosyal hayvanların kendi aralarında düzenli işaretler yardımı ile bilgi alışverişi yaptıklarını, heyecanlarını hareketler, tavırlar, mimikler, sesler vb. ile belirttiklerini ve bir bildirişim sistemi geliştirdiklerini saptamışlardır. Önce basit bir bildirişim modellinin hayvanlarda nasıl belirdiğini açıklayalım: Bildirişim, ortak kalıplara sahip iki birey arasında (kaynak) ve (alıcı), aktarılan işaretler (mesaj ), aracılığı ile kurulan ikili ilişkileri (etki-tepki) kapsar. Bu işaretler, vericiden çıkan dış uyarıcı unsurun alıcıda yol açtığı davranışlarla belirlenen duygusal, çok yakın geçmişe ait hatıralar ya da yakın geleceğe ait uyarılardır.

Hayvanlarda bildirişim işaretleri, çok değişik nitelikler gösteren optik, akustik, elektrik, vb. fiziksel ve kimyasal karakter gösterirler. Çoğunlukla, bu işaretler, ortak kalıplar halinde kalıtımla devam ederler ve doğuşta mevcutturlar. Hayati ilişkilerin tüm görevlerini kapsayan bu işaretler beyin merkezlerinin kontrolü altındadırlar. Yemeğe çağrı, tehlike işareti, ana-baba ve aile ilişkilerini tanzim gibi görevlere dayalı bu bildirişim sistemi objektif kalıplar ve bölgesel nüanslar (lehçe farkları) göstererek işlemektedir. Bazı üstün hayvan türlerinde, ses bildirişim sistemi bakımından insanlarınki ile ortak mekanizmalar bulunmuştur. Hele arılanın ve yunus balıklarının bildirişim sistemleri adeta gerçekten bir dil denilebilecek kadar ilginç modeller vermektedir. Arıların kimsayal bildirimler ve sesli işaretler eşliğinde danslardan meydana gelen bildirişim sistemi oldukça karmaşık, anlamlı mesajlar örgütü halindedir.

Yunus balıklarının çok çeşitli sesler ve ıslıklarla haberleştikleri, gruplara kumanda ettikleri, belli vaziyet alışlara hakim oldukları, arılar gibi, onların da, eğitim ve öğrenim temellerinin insanınkine yakın olduğu bugün bilinen gerçekler arasındadır. İlkel insanda da hayvanlarla ortak, doğuştan mevcut, kalıtım yolu ile kuşaktan kuşağa geçen. hareket, ses ve öteki işaretlerle başlayıp gelişen ilkel bir bildirişim sistemi vardı. Fakat taklit, öğrenim ve tasvir ile çok gelişen ve orijini kalıtıma dayanmayan çok çeşitli, zengin anlamlı, değişken, uzak geçmişi hatırlatan, yaratıcı bildirişim modelleri insanı hayvandan ayıran en önemli özellik halinde ortaya çıkmıştır. Gittikçe karmaşık biçimlere girerek, insanın sembolik faaliyetini ifade eden dil, sesler, jestler, davranışlar, tavırlar ve işaretler aracılığı ile düşünceleri, olayları ve somut gerçekleri belirtme yeteneğine dayanmaktadır.

İnsan dili, bildirişim kalıpları, sembolleri, tüm işaretleri ve değişebilirlikleri yönünden de değişmez işaretlerle örgütlenmiş hayvan bildirişimlerinden ayrılır. İnsan dili, iradi alarak gelişen, değişen, çok karmaşık bir örgütlenmeyle oluşmaktadır.Doğa gürültülerini, hayvan haberleşmelerini, jestleri, mimikleri, sesleri, taklit ile başlayan insan dili, kalıtım ötesi katkılarla ve bizzat insan eseri olan yapma işaretler sistemi ile gelişmiş ve çok zengin anlamlı ortak kalıplar mekanizması aracılığı ile insan ilişkilerinin en önemli bağı olmuştur.

DİLİN EN ÖNEMLİ GÖREVLERİ NELERDİR?

Dil, eşyayı, doğayı, düşünceleri isimlendirmek, onları özellikleri bakımından ayırarak, aynı toplumu meydana getiren bireyler arasında ortak değerlendirmelerle sosyal niteliklere kavuşturmak gibi bir görev yapar. İsimlendirmek de değerlendirip ayırmak yani yüklemlemek de dilin, düzenleyici sosyal görevini belirleyen iki ayrı görünümüdür.

Dil, böylece tek parça halinde görülen çevreyi çok sayıda, âdeta sınırsız olarak (küçük şey) lere böler, isimlendirir ve anlam yükler. Bu faaliyet sosyal yaşamın şartıdır. Onun içindir ki dil, insanla yaşıt bir sosyal örgütlenmenin de ta kendisidir. Çevreyi, şeyler halinde parçalayarak, sosyal, ortak kalıplar içinde isimlendiren ve yüklemleyen insan, bu faaliyet sayesinde alet yapabilmek ve onları kullanabilmek olanağına, yeteneğine ulaşmıştır. Teknik, daima dille paralel olarak gelmiştir. Bilim ve sanat da öyle. Nitekim çok yetenekli hayvanlara dil öğretilemediği için meslek öğretilememiştir. Onlarda güdü, insandaki dil yerine bir sosyal yaşam sağlamaktadır. İnsanın yaratacağı dil sayesinde mümkün olabilmiştir. Aslında sosyal bir bildirişim örgütü olan dil bu yönü ile sosyal hayatı düzenleyici rol oynamaktadır.

DİLİN SOSYOLOJİ VE PSİKOLOJİ AÇILARINDAN GÖRÜNÜMÜ NASILDIR?

Bildirişim sistemi içinde dil, (kaynak) ve (alıcı) olarak yani (uyarın) ve (uyarılan) sujeler arasında bir sosyal olgu, bir sosyal olay niteliği taşıdığı kadar (kaynak) ve (alıcı)nın psişik durumları bakımından da psikolojik bir olay karakteristiği ifade etmektedir. Dilin bireyden çıkışı, ikinci birey tarafından (alınışı) ruhsal durumlarla, zihinsel mekanizma ile ilgili, algılama sonucu veren bireysel psikoloji olaylarıdır.

Bireysel psikoloji dilin psişik işleyişini, dil ve düşünce, dil ve hareket arasındaki ilişkileri, dile dönük vaziyet alışları, dilin bireyde nasıl başlayıp, nasıl geliştiğini, (dil) ile (öğrenme)nin bağıntılarını vb. araştırır, inceler. Keza dil bozukluklarının psikopatolojideki yeri çok önemlidir. Aynı biçimde komünikasyondaki dil probleminin sosyal rahatsızlıklardaki önemi açıktır. Kısaca dil bir yandan psikolojinin, öte yandan sosyolojinin konusu olarak iki ayrı görünüme sahiptir.

DİL İLE DÜŞÜNCE ARASINDA İLİŞKİ VAR MI?

Dil ile düşünce arasında, (ilişki)yi çok aşan bir bağıntı vardır. Bu ikisi iç içedirler. Dil düşüncenin kalıplara (harf, sözcük, cümle) dökülmüş, somutlaşmış biçimidir. İnsan, sözcüklerle ve imajlarla düşünür. İmajlar bile isimlendirilmiş, yüklemlenmiş hayallerdir. Onlar da birer sözcük ya da cümle gibidirler. Bunların hepsi (hareket, ses, kelime, cümle) birer bildirişim aracı,birer işaret, yan dildir.

Dilsiz düşünce, düşüncesiz dil olmaz. Doğru düşünmek için, dile hakim olmak gerekir. Doğru konuşmak için de düşünme şarttır. Düşünce kategorileriyle dil kategorileri arasında sıkı bir ilişki bulunduğu ve düşüncemizi düzene sokan ilişkileri dile borçlu olduğumuz bilinmektedir.

KOMÜNİKASYON ALANI NEDİR, BU ALANDA DİLİN ROLÜ NEDİR?

Komünikasyon, içinde yaşadığımız en geniş alandır. “Haberleşme” ya da bildirişim alanı dediğimiz bu en geniş çevre, bugün dünyamızın sınırlarını aşmış, evrene doğru uzay içinde genişlemiştir. Ay’a insan ve araç göndermek ve uzayın daha uzak sınırlarına haberleşme araçları fırlatmak suretiyle çok uzun mesafeleri kontrol edebilmekteyiz. Uzayın derinliklerinden mekanik, kozmik sinyaller (işaretler) alıp vermekteyiz. Bu, en geniş anlamıyla bir dildir.

Teknik işaretler, insan dili (konuşma ve yazı dili) ne kadar tüm anlatım araçlarını kapsayan bu işaret sistemleri, kitle ve birey haberleşmesinin esasıdır. Özellikle kitle haberleşme araçları, (radyo, televizyon, basın, sinema) kendilerine özgü işaret sistemleriyle kamuoyunun oluşturulmasında ortak bir görev yaparlar. Bunların ayrı dilleri vardır. Ses, kelime, görüntü ve yazı aracılığı ile konuşurlar. Hepsinde de dil, bir anlatım aracı olarak amaç değil, düşüncelerin, görüşlerin, haberlerin aktarılmasında öğretici, eğitici, bildirici birer eylemdir. Onun için kitlesel araçlarda konuşmacılar kamuoyu oluşturmaya elverişli bir dil, anlaşılır, ortak bir dil konuşmak zorundadırlar. Buna yaşayan dil, yaşayan Türkçe diyoruz.

Yaşayan dil, (anlatan) ile (dinleyen), (verici) ile (alıcı) arasında bir perde olmayan, saydam ve kolay bir dildir. Dilde aşırı devrimcilik ve aşırı muhafazakârlık, kuşaklar arasında mesafe yaratır. Kitle haberleşme araçlarının dili, ortak kalıplarla, izafet çevrelerinin engellerini aşan, sınırlarını genişleten, tüm kitleleri bütün toplumu kapsayan bir dil olmalıdır. Ses, kelime ve görüntülerde ortak kavramlar, ortak kalıplar ortak ifadeler mümkün olduğu kadar fazla yer almalıdır. Dil, uçarı hale gelmeli, kitleler arasında engel değil, saydam, net, kısa, aydınlık bir araç ve doğal bir köprü, açık bir kanat olmalıdır.

HALKLA İLİŞKİLERDE DİLİN ÖNEM DERECESİ NEDİR?

Son elli yıl içinde özel yöntem ve teknikleriyle ciddi ve çok önemli bir bilim dalı haline gelen halkla ilişkiler (Puplic Relations) konusunda dilin önemi pek fazladır. Kitle haberleşme teori ve araçlarından bahsederken söylediklerimizi, kitlesel ilişkiler için de hatırlatmak gerekir. Kitlesel ilişkiler, ya da halkla ilişkiler denilen bilimi şöyle tanımlıyoruz: kişiler ya da kurumlarla belli hedef kitleler arasında belli bir amacı gerçekleştirmek için kurulan, geliştirilen, kendisine özgü, yöntem ve teknikleri bulunan disiplinli bir haberleşme sistemi. Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere, kişi ya da kurumların, belli hedef kitlelerle ilişki kurarken, bu hedeflerin özelliklerine göre belirli, etkili bir dil seçmeleri gerekir. Dil seçimi, ortak kalıplar, ortak imajlar, ortak sloganlara dayalı, kolay anlaşılabilir işaretleri seçmek demektir.

Geniş anlamı ile halkla ilişki kurmak için halkın dilini konuşmak gerekecektir. Hedef alınan halk gruplarındaki nüans farkları gözetilerek özel seçimler yapılacaktır. En geniş alanda yöneticilerle yönetilenler arasında, yani “devlet”le toplum arasında “en az ortaklıklar”dan yani “asgari müşterekler”den başlayarak, artıra artıra en fazla müştereklere (ortak bağlantılara) kadar genişleyen bir alanda, en kısa anlatım işaretleri, ifadeler, biçimler kullanılacaktır. Bu alanda, halk dilinin konuşulmasında folklorun incelenmesi, bilinmesi, halkın düşünce ve dil biçimlerinin saptanması, bilim ve tekniğin popüler düzeye indirgenişi, halk sanatının, duygusal motiflerin iyi öğrenilmesi şarttır. Özellik farkları bulunan halk ve meslek gruplarında “kitlesel ilişki”lerin kurulması, hedef alınan grupların, mesleklerin, sınıfların nitelikleri (özel dilleri) seçilmelidir. Bu esaslara uyulması halinde komünikasyonda kesintiler, engeller, güçlükler baş gösterir. Kitlesel ilişki, ya da halkla ilişki, bağıntıyı sağlayan işaretlerin, yani ortak dilin, titizlikle seçilmesi ile olumlu sonuçlar verir.

POLİTİKADA DİLİN ROLÜ VE ÖNEMİ NEDİR?

Halkla ilişkiler, komünikasyon ve kitle haberleşme araçları konularında özetlediğimiz hususlarla, baştan beri dil üzerinde söylediklerimizi, dil ve politika konusunda da kaydedebiliriz. Fazla olarak politikada dil, dilin ve dillerin bütün özelliklerinden yararlanmayı gerektiren bir sanat, bir konuşma sanatı, bir diyalog sanatı haline gelir. Bu alanda dil, propaganda yönü ile bir “telkin” aracıdır. Gerçekleri açıklarken de bir (ikna) inandırma aracı olur.

Politikada dil yönetenlerle yöneticiler arasında yürütülen diyalogda en önemli unsurdur. En geniş anlamıyla dil burada, semboller, her türlü bildirişim işaretleri, hareket, yazı, görüntü ve konuşma dilleri halinde geçerlidir. Yöneticiler için kitlelere giriş olanağıdır. İyi yönetici kitleden (çok yanlı olarak) gelen çok değişik bildirileri, çok karışık gibi görünen yoğun işaret kümelerini, bu karmaşık dili bilen, her kafadan çıkan sesleri sınıflandırıp dinleyen, anlayan yöneticidir. Bu da yetmez, iyi yönetici, güçlü bir kaynak olarak çok yanlı alıcıya (kitleye) sesini duyurabilen, sınıflandırılmış her kafaya hitap edebilen, düşündüklerini en kolay, en kısa en sade dil biçimleri içinde ileten yöneticidir. Ancak politika iki yanlıdır. Yönetilenlerin de yönetenlere karşı aynı dili, en kolay en kısa, en sade biçimde konuşmaları gerekir.

Özel olarak dil, politikada hitabet ve yazı sanatı, olarak da çok önemlidir. Meydanda, salonda, radyoda, ekranda konuşulan ve konuşmacının kitleyi etkileyen dili, sonuç almakta büyük önem rol oynar, başarı sağlar. Bir konuşma ile yükselen, bir tek nutukla yıkılıp giden politikacılar vardır. Ünlü İngiliz politikacısı W. Churchill’in, parlamentoda bulunmadığı günlerde toplantıda olup bitenleri, anlatanlara sorduğu üç soru gerçekten ilginçti: “Kim konuştu, ne konuştu, nasıl konuştu?” Konuşma tarzı yani dil, cidden önemli özel durumlar meydana getirmektedir.

Dil, sosyal bir kurum olarak siyasal rejimlerle çok yakından ilintilidir. Hatta, sosyal hayatı düzenleyen dil, siyasal rejimleri etkilemekte, siyasal rejimler de dile biçim vermektedir. Demokraside yönetenlerle, yönetilenler arasında tam ve net bir diyalog vardır. Söz hürriyeti, dilin gelişip, zenginleşmesine, dil sanatlarının (edebiyat, şiir, tiyatro, roman vb.) serpilip oluşmasına, düşüncelerin ve insan zekâsının dil sayesinde ilerlemesine olanak sağlar. Hür düşünce dili, hür dil ise düşünceyi olumlu yönde etkiler.

Totaliter rejimlerde dil, yöneticilerle, yönetilenler arasında, birinciden ikinciye doğru, tek yanlı olarak işler. Bunda yöneten konuşan bir dildir sadece işitmez. Yönetilen, yani halk ise yalnız işitir, konuşmaz, konuşamaz. Dil ve edebiyat ölüdür, canlılığını, parlaklığını kaybeder. Düşünceyi tuksak bir dil, olumsuz yönde etkiler. Fikir ve sanat hareketleri durur. Diktatörün ve tek partinin, tek yönlü, tek yanlı, belli kalıplar içindeki dili, özel şartlandırılmış bir kamuoyu oluşturur. Böyle bir ortamda yaratıcı faaliyet görülmez. Dil sadece bir propaganda ve telkin aracı haline gelir.

DİL VE BİLİM ARASINDAKİ İLİŞKİLER NELERDİR?

Dilin düşünce ile olan yakın ilişkisini, hatta iç içeliğini görmüştük. Dilsiz düşünce, düşüncesiz dil olmaz. Düşünürken de dil ile yani kelimeler ve imajlarla düşünürüz. Bilim, doğa ile aklın ortak ürünüdür. Bilim, düşüncesinin, doğaya, olaylara ve insanlara eğilmesiyle bunlardan deneyler sonucu yasalar çıkarmasıyla gerçekleşir.

Başka bir deyişle bilim, aklın, doğaya yönelttiği sorularla aldığı cevaplar üzerine kurulur. Kısaca, insan ve doğa arasında başlayıp, ayrıntılar üzerinde fikir üretimiyle süre gelen bir diyalogdur bilim. Akıl ve zekâ ile doğa arasındaki araç, o halde gene bir (dil)dir. Düşüncenin biçim kazanması, matematiksel şekiller ve kalıplar alması, doğanın, evrenin ve insanın belli yasalarla anlaşılması demek olan bilim, disiplin kurarken, onsuz yapamadığı ve yapamayacağı araç, dilden başka bir şey değildir.

BİLİM DİLİ VAR MIDIR?

Evet bir bilim dilinden bahsedilir. Bilim dili, yukarda söylediğimiz (bilimin oluşumu) hakkındaki dinamik şemanın bilim adamları arasındaki dolaşımıdır. Her bilim dalının kendisine özgü işaretler sistemi, kavramları, yasaları, sembolleri, anlatım biçimleri, kısaltmaları, özel terimleri, isimleri ve yüklemler sözlüğü vardır. Örneğin bir (fizik dili), bir (matematik dili), bir (hukuk dili) mevcuttur.

DİL NE ZAMAN GÜZEL SANAT HALİNE GELİR?

Dil, anlatım aracı olmaktan yani, anlatıma yarayan işaretler sistemi olmaktan çıkıp da güzel şekiller haline gelince, sanat olur. Bu halde dil iki taraf arasında saydam, uçan, soyut bir iletken değildir artık. Aksine somut ve nesnel bir durum olmuştur. Bir (şey) gibidir. Aramızda değil, hepimizin karşısındadır. Müzik gibi, resim gibi, heykel gibi karşımızdadır. Üçüncü bir şeydir artık.

Normal konuşma ve yazı dilinde dil (araç-dil) durumundadır. Konuştuktan sonra konuşulan sözcükler lüzumsuz hale gelir, dökülür, kaybolur gider. Oysa sanat haline gelen dil, (şiir, edebiyat, tiyatro, roman vb) eskimez. Kullanılıp, bitmez. Devamlı olarak lüzumlu bir nesne gibi kalır. Sanatta dil, araçdil de olduğundan farklı bir sözcükler hazinesi olmuştur. Konuşanın işine yaradığı gibi yararlı olmaktadır. Şair, tiyatro yazarı, edebiyatçı, bir meram anlatmaz. Başkalarına bir düşünceyi aktarmak için yazmaz. O, tıpkı ressam, ya da heykeltıraş gibi bir (şey) yapar, sözcüklerle biçimler kurar. Dil, genel anlamıyla bir doğruyu araştırma ve anlatma aracıdır. Dil sanatlarının ise böyle bir görevi yoktur. Dil sanatçısı, dünyayı isimlendirmez. Ayrı bir dünya kurar.

DİL VE KONUŞMA SANATLARI NELERDİR?

Dilin sanat haline gelişi olayını, yukarda görmüştük. Dil sanatlarına (edebiyat sanatları) ya da (edebi sanatlar) diyoruz.

Bunları, dilin en geniş anlamından başlayarak hareket dili (jest), yüz işaretleri (mimik), ses dili (ünlem), konuşma dili ve yazı dili aşamalarında sıralayarak (pantomim, retorik, düz yazı, tiyatro, roman şiir) özetleyelim:

1) Pantomim: Özel bir eğitimden geçen sanatçıların yüz ve gövde anlatımına yarayan işaretlerle düşünceleri, duyguları sözsüz olarak -genellikle koro ya da müzik eşliğinde, dansla karışık olarak- yansıtmaya çalıştıkları bir oyun türüdür.

2) Retorik: Söylenecek, anlatılacak olanı, düzgün, etkili, canlı ve sanatlı olarak düzenleme tekniğidir. Bu düzenlemede amaç, dinleyiciyi harekete geçirmektir. “Güzel konuşma sanatı” diye çevirebileceğimiz retorik kelimesi, bir bakıma hitabet, nutuk modellerini ve konumuz olan bütün konuşma dillerini kapsamaktadır. Eski Türk Edebiyatında konuşma sanatı (belâgat), maâni, beyan ve bedi olarak sınıflandırılırdı.

3) Edebiyat (yazı dili sanatları): Edebiyat sanatları, sözleri, kelimeleri, kendi anlamları dışında başka anlamlar için kullanılması yolunda yapılan dil sanatlarıdır.

İnsanları, olayları, doğayı özel anlatım biçimleri ve özel kişisel kurgular içinde nesnelleştiren roman, hikâye, çeşitli sanat kolları (edebiyat, müzik, dans, resim, mimarlık) oyuculuk sanatı ile birleşip, belirli kişiler arasında geçen bir olayı sahneye koyan, ışık, müzik ve çeşitli efektleri ile düzenleyerek sahne kurallarına göre kullanan ve oyun kişilerinden ayrı, doğal, rahat, yoğun ve gerilimli bir dile sahip olan tiyatro ve benzer metinleri orkestra ve insan sesi eşliğinde sahneye konan müzikal oyunlar (opera, operet), kelimelerle derin ve güzel şekiller kurma sanatı diye tanımlanan şiir bütün bunlar, yazının icadı ile birlikte başlayıp günümüze kadar gelen edebi sanatlardır.

DİL BİLGİSİ NEDİR? NELERİ İNCELER?

Dillerin bütününü ve bu bütünlük içinde bir dili inceleyen bilim dalına dilbilgisi diyoruz. Kullandığı yöntemlere göre dilbilgisi (genel karşılaştırmalı, tarihsel, tasviri) isimler alır.

Bir dilbilgisi, fonetik, morfoloji ve cümle yapısı (söz dizimi) bölümlerini kapsar.

En eski dilbilgisi kitapları Hindistan’da yazıldı. Batıda ilk dilbilimciler Trakyalılardır.

İlk Türk gramerini XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut yazdı. (Kitabı Cevahir-ün Nahv fi lûgat-it Türk)

Kadri Efendinin 1530’da yazdığı Müyessiret-ül Ulûm (Bilimleri Kolaylaştıran) isimli kitabı Batı Türkçe sinin ilk dilbilgisi kitabıdır. Dilbilgisini (dilbilim) ile karıştırmamak gerekir. Dilbilim, dillerin gelişimini, belli bir dönemdeki durumunu, dillerin yapısal niteliklerini, dilin sosyal, felsefi, psikolojik özelliklerini araştırır, sınıflandırmalar yapar.