İSRAİL'İN ANTİ-SEMİTİZMİ
İsrail ve Siyonist örgütler "anti-semitism" suçlamasına politik bir araç olarak gitgide daha fazla sarılıyorlar. Bireyler, örgütler, hatta ülkeler ve toplumlar bu yaftayı yiyiveriyorlar. Halbuki anti-semitismin çok net bir tarifi var. Semit, yani Sami diye adlandırılan etnik grubu hedef alan eylemler ve sözler manasına geliyor. Samiler de Yahudiler ile Araplardan müteşekkildir. İsrailli ve Siyonist medya ile şahsiyetler bu tanımı pek çok şekilde saptırmaktadır. Her şeyden evvel de Sami kavramını manipüle edip sadece Yahudilere indirgiyorlar. Böylece de, kendisi zaten Sami olan Arap halklarına anti-semitist, yani Sami düşmanı yaftası yapıştırabilmektedirler. Araplar ki Samilerin ezici çoğunluğunu teşkil ederler! Ayrıca, anti-semitismin tarifini, İsrail'e ve İsrail politikalarına yönelen her türlü eleştiriyi içine alacak tarzda genişletiyorlar. Demek ki İsrail işgal güçlerinin Filistin halkına karşı giriştiği bütün o insanlık dışı saldırıları eleştirenler de anti-semitist, yani Sami-düşmanı damgası yiyorlar.
Bu yafta caydırıcı bir güç kazanmıştır. İsrail ve Siyonist güçler, İsrail politikalarının tartışılmasının önüne geçmek üzere çok geniş bir ilişki ve çıkar ağı kurmuşlardır. Akademik çevrelerde bile belli konulara değinmek anti-semit damgasıyla damgalanmak için yeterlidir. Sonuçta, bazı akademik çalışma sahaları İsrail'in tabuları listesine girip listeyi alabildiğine uzatmaktadır. Birkaç hafta evvel bu anti-semitism silahı Avrupa'ya doğrultuldu. Avrupa Komisyonunun yaptırdığı bir kamuoyu araştırmasında 'dünya barışına en büyük tehdidi kim oluşturuyor?" sorusuna cevap veren katılımcılar, İsrail'i en tepeye oturtmuştu. Sonuçlar ortaya henüz çıkmıştı ki İsrail medyası ve Siyonist örgütler Avrupa toplumlarına ve kültürüne saldırmaya başladılar. Yöneltilen suçlama aynıydı: Anti-semit.
Bu suçlamanın sık sık Araplara da yapılması ise gariptir. Neticede, bir Sami toplumunun ucu kendi kendisine de dokunacak bu çeşit bir ırk düşmanlığını taşıyacağına ihtimal vermenin hiçbir makul yanı yok. Maariv'in 19 Kasım 2003 tarihli sayısında Shmuel Gordon şu tespiti yapıyordu: "İbrani Ansiklopedisi anti-semitismi, Samilere yöneltilmiş ırkçı nefretin bütün biçimleri olarak tarif eder. Demek ki anti-semitism Araplara karşı ırkçı nefreti de kapsar."
Shmuel Gordon'a göre İsrail'de Araplara karşı geliştirilen küçümseme zirvededir. Öyle ki Cumartesi akşamı toplantılarında, futbol sahalarında veya marketlerde su tip şeyler duymak sıradanlaşmıştır: " Araplar katildir", " Arapların ahlakı yoktur", "politikaları terörizmdir", "onlara asla güvenemezsin", "imzaladıkları kağıtların hiçbir kıymeti yoktur", "Araplara ölüm!" ve "En iyi Arap ölü Araptır". Samiliği tekeline almanın verdiği güven duygusu içinde İsrail'i eleştiren herkesi Sami-düşmanı diye damgalamakla Siyonist liderler öyle bir medya yarattılar ki! Bu medya şimdi ötekilere karşı en acımasız ırkçı istismarı yürütüyor.
Şaron hükümetinin Batı Şeria ve Gazze'deki ikamet bölgelerine hava saldırılarını sürdürme kararı ile bazı İsrailli pilotların bu saldırılara katılmayı reddetmesi İsrail medyasında pek çok yoruma yol açtı. Pilotların gerekçesi bu çeşit saldırılarda çok sayıda masum sivilin de öldüğü şeklindeydi. Özellikle dikkat çeken bir yazı Ma'ariv'in Internet sitesinde yer buldu: "Ariel Şaron 101. Birim'in parlak günlerine geri döndü, şapkalarımızı Şaron için çıkartalım!". 101.Birim sivil Arapları öldürmekle ün kazanmış bir para-militer gurubun adıydı. Bu yorum bir istisna da teşkil etmiyor. Bir diğer yorumun Şaron'u "temizlik operasyonuna devam etmesi ve sistematik hale getirmesi" için teşvik ettiğini görüyoruz. Bir üçüncüsü ise şöyle diyor: "Araplar herhangi bir konuda 'masum' olamazlar". Son bir tane daha aktaralım: "Araplar mevcut olduğu müddetçe barış filan olamayacağını ne zaman anlayacaklar?"
Soykırım tonlamalarıyla bezeli bütün bu ırkçı söylem sadece İsrailli politika ve din adamlarının yıllardır pompaladıkları zehrin bir yansımasıdır.